Ölümle iç içe olma durumu ölüm karşısında insanı duyarsızlaştırmaktadır. Televizyon kanallarında sürekli ölüm haberlerinin vurgusu modernizmin insanlığa sunduğu insan bir organizmadır algısının bir parçasıdır. Sürekli ölümün dile getirildiği bir dönemde insanlar kendilerini bir o kadar da ölümden uzak görmeye başladılar. Ölüm başkaları için var algısı insanın kendisinde ölümü hissetmez bir anlayışı geliştirmektedir. Madem insan bir organizmadır, bir şekilde ölecektir, o zaman hayallerini gerçekleştirmelidir. Bu hayallerin gerçekleşmesi de pragmatist bir anlayışla yapılmalıdır. Hayalimi gerçekleştirirken kime ne olduğunun bir önemi yoktur. Hayaller için her şey harcanabilir algısının bir meşruiyeti vardır. Çünkü modernizmin algısında her şey bencilce bir şekilde kişi içindir. Bu bencillik başkalarının yaşam alanına tecavüz etmeyi, başkalarını kendi için feda etmeyi meşru görmektedir…
Ölüm, modern hayatta kazalara ve hastalıklara özellikle de ölümcül hastalıklara bağlanmaktadır. İnsan ölümle her an yüzleşme durumundayken modern algı ile ölümcül hastalıklarla belli bir zaman dilimine yayma ve sonra ölümü karşılama durumuna gelmiştir. Ölümü kendinden uzak tutan modern insanın, belli bir zaman sonra öleceğini öğrenmesiyle hayatla yüzleşmesi bambaşka bir hâl almaktadır. Dünyaya bakış algısı değişmektedir. Ya hayallerinden bazılarını kısa sürede yaşama ya da ölüm korkusunun etkisiyle bunalıma girip, hayatı kendine çekilmez hâle getirmektedir. Ölümün nasıl karşılandığı kişinin dünyaya bakış açısı, kültürel ve dini anlayışına göre değişse de değişmeyen tek şey hiç kopmak istemediğimiz dünyadan ayrılma hissinin getirdiği ağır yüktür.
DEVAMI “TÜRKİYE SİNEMASINDA KADIN VE AŞK” Kitabından OKUYABİLİRSİNİZ.
İNSTANGRAM: @osmantatlioffical

